ERZURUM, ADAMIN…

Her yer müptezel dolu!

Siyasette, ticarette, kültürde, sanatta, kısacası her yerde…

Bir tartışma programı ve o programda ahmak-ul humakadan tahammuk etmiş birkaç da ahmak var…

Erzurum’da ekmek mevzuunu konuşup, atıp tutuyorlar…

Diyor ki birisi:

-Erzurum’da ekmek yoksa ne yiyor bu insanlar?

Bir diğeri yanıt veriyor:

-Pasta yiyorlardır…

Sonra gülüşmeler, falan filan…

Haa!

Biri de diyor ki:

-Erzurum’a ekmek çevre illerden tedarik ediliyormuş!

Çüş!

Oha!

Tırısss!

Yani bir insan ahmak olur da, bu kadar olmaz be!

Yalana bakar mısınız?

Çevre illerden ekmek tedarik ediliyormuş Erzurum’a…

Şaşırdık mı derseniz, şaşırmadık…

Çünkü bunların siyasetleri bu kadar işte, akılları da tabii ki!

Yalan dolan…

İftira bühtan… 

Alavere dalavere…

Alışmışlar ya sürekli yalan söylemeye; onlar için fark etmiyor artık…

Sokakmış…

Meclismiş…

Kürsüymüş…

Ekranmış, hepsi aynı sonuçta…

Yalan her yerde yalan…

E, bunlarda utanma da olmadığına göre, yalanı nerede söylediklerinin hiçbir anlamı da kalmıyor zaten…

Şimdi bu ahmaklar sürüsüne demek lazım ki:

-Başınıza Erzurum kadar taş düşsün!

Gidin kirli, bulaşık, kokuşmuş, ezik, çürük, kırpık ve kıytırık siyasetinizi kendi içinizde yapın ve Erzurum’un adını anmadan önce de, ağzınızı güzelce bir çalkalayın!

Çünkü yalanla bir araya geldiğinde adamı malamat eder bu şehir…

İyi belleyin bunu!

Bir diğer ifadeyle:

E-A-A-K…

Yani, Erzurum Adamın Alnını Karışlar!

Bilmem anlatabildik mi?