20 Ağustos 2019 Salı
Anasayfa > Yazarlar > Şahin Karadağ > FETÖ VE KALKIŞMANIN AYAK SESLERİ (3)
Şahin Karadağ

FETÖ VE KALKIŞMANIN AYAK SESLERİ (3)

20.07.2017 09:47 12 14 16 18 yazdır
Yazar : Şahin Karadağ

Öte yandan; belki hatırlarsınız, bu illegal örgüt taa TSK dahil tüm devlet kurumlarına sızma faaliyetlerini sürdürürken, 80'ler ve 90'ların sonuna kadar o dönemin MGK toplantılarında askerler çok uyarmışlardı. Generaller MGK toplantılarına tabiri caiz ise eşek yüküyle evrakla gelip bunların çevirdikleri fırıldakları anlatmaya çalışırken; sivil kanat araştırmadan, anlayıp dinlemeden o iddiaları reddetmeye çalışıyor, toplantılarda askerin her dediğine hayır demeyi kendine zafer sayıyordu. Asker kesiminin o dönem biraz da sivil halka çok uzak davranarak, camide cumada gözükmemesi ve dine uzak bir görüntü vermesi, vatandaşlar olarak bizlerin de onlara inanmamızı engelliyor, FETÖ ise sivil ve asker arasındaki bu soğukluğun arasından sıyrılıp günümüze doğru ilerliyordu.

Habis ur hedefe doğru sinsice ilerlerken, bir yandan üniversite giriş ve memur alım sınavlarında hırsızlık ve torpil yapıyor, özel okul ve dershaneleri vasıtasıyla adam devşirip, girdikleri ticari işlerle ekonomik olarak hızla güçleniyordu. Toplumun bütün zaaflarından yararlanıyor, hukuktu, kanundu, günahtı, sevaptı hiçbir değerin ayrımına girmeden, yollarını açmak için ne gerekiyorsa onu yapıyor; sadece çok dindar ve Müslümanlara hizmet eden  görüntüsü veriyordu. Ama; bunu yaparken de hiçbir fakir fukaranın çocuğunu bursla yardımla okutmuyorlar, dershane ve okullarında adam akıllı indirim bile yapmıyorlardı. Yine öğrencileri seferber ederek, öğrenciler için topladıkları ve inanılmaz büyüklükte olduğu söylenen soğuk hava depolarında saklanan etleri de kimin yediği belli değildi. Kurban derileri nereye gidiyordu, belli değil. Örgüt içinde her şey karanlıkken, dışında ise en iyi ve en güzel görüntü veriliyor, aslında devletin ve toplumun kabullenemeyeceği, dine, ahlâka, gelenek ve   törelere, kanuna, nizama aykırı, kısaca kuralsız ne varsa kuralına göre yapılıyordu.

Evet, akıllarındaki hedefe giden yolun anahtarı, kuralsızlığın kuralı; istismarsa istismar, duygu sömürüsü ise sömürü, torpilse torpil, hırsızlıksa hırsızlık, ticaretse ticaret, eğitimse eğitim. Oyun, kuralsızlığın kuralında oynanıyordu. Dinin ve doğruluğun sembolü gibi gözüken örgütün, elemanları için torpil yapıp başkalarının hakkını gasp etmek, soru çalmak gayet normaldi. Devşirilen çocuklar yine örgüt mensuplarıyla evlendirilerek ailecek aidiyetleri ve hizmetlerinin devamı sağlanıyordu. Hizmet, ama halka hizmet değil; örgüte hizmet. Bu yapı, ailelerin çocuklarının evlenmelerinde dahi söz hakkı olmayan bir yapı, tabii ki çocuklarının o yapının içinde olmasına onay veren, hatta bunu özellikle sağlayan aileler de örgüte dahil olmuş oluyordu. Anlatılanlara göre; özellikle zengin, makam mevki sahibi, yardımından ve statüsünden yararlanmayı düşündükleri kişilerin çocuklarını okullarına almaya özen gösteriyormuş.

Onlar için adam devşirmenin en kurnaz ve en kolay yolu, kuralsızlığın en mühim kuralı ve de en önem verdikleri sektör eğitim. Bu alanda tam anlamıyla uzmanlaşmışlar. Okulları ve dershanelerinde öğrencilerin evlerine kadar ziyaret edip ilgilenerek ailelerin gözüne giriyor, sınavlarda aldırdıkları başarılı sonuçlar ise herkesin onları tercih etmelerine sebep oluyordu. Sonradan öğrendi ki aslında dershanelerde özel sınıflar oluşturup zaten başarılı olan çocukları bu özel sınıflara toplayarak asıl onlara yönelik eğitim veriyor, diğerlerini ise para ve devşirme kaynağı olarak değerlendiriyorlarmış. Sanırım o vakitler çoğu insan bunu bilmiyordu. Ayrıca; eğitimde genel bir yüksek başarı çizgileri olsa da sonradan ortaya çıkan sınav hırsızlıkları gösterdi ki bu sınav başarılarının asıl temelini, özellikle üst başarı yüzdelerinde hırsızlık oluşturmuş.

Çocuklarını bu ur yapısına veren ailelerin farklı önemlerde birkaç amacı vardı.

Bunlar:

-Çocukların bu cemaat yapısının içinde eriyerek dini bilgilerinin artması ve Müslümanlığı gerçekten yaşayan bir birey olmaları,

-Kendi mahallesinde çocuğunu abi ve ablalar diye bilinen cemaat evlerinde ders çalışıp, dini bilgisi ve okul notlarının yükselmesi.

-Okumak üzere uzak illere gönderilen gençlerin bu güvenilir bilinen yapının kontrolünde olup kurda kuşa yem olmamaları,

-Artık her istediğini yapma gücünde görülen yapının bünyesinde, çocuklarının geleceğini garantilemekti.

Aslında; o zamanlar bu konuda konuşan aile reislerinin geneli, azdan çoktan bu saydığım hedeflerin hepsine varmak istiyorlardı. Ama asıl hedef çocukların bu yapı içinde eğitim ve üniversite kazanma ihtimallerini yükseltmek ve işlerini, geleceklerini garantiye almaktı. Anne babalara göre, diğer amaçlar da olursa fena olmazdı, olsa daha iyi olurdu, ama; işin olmazsa olmazı gelecek garantisiydi. İnsanların konuşmaları bunu gösteriyordu. Zira; bu ur yapısının nihai hain hedefini herkes tahmin edemese de gücünü herkes biliyordu; torpilden kayırmaya, işe koymaya kadar neler yapabildiğinin farkındaydı. Yani herkes kendi çocuğunun haklı veya haksız, gerekirse başkalarının hakkını gasp ederek te olsa bir yerlere gelmesini amaçlıyordu, çünkü yapılan işler böyle yapılıyor ve insanlar bunun farkındaydı. Daha ortaokul ve lise öğrencilerine; ne olacağına, kendisini ne göreve getirileceğine dair söz bile veriliyormuş. Bu ne güç zehirlenmesiydi böyle. Herkes Hoca efendi diyor, başka bir şey demiyorlardı.

Bu ur yapısının o kanunsuz, hukuksuz, töresiz ve haksız yaptığı işe koyma ve sınav kazandırma, torpil vb. işlerini bilmeleri ve kendi çocuklarının da aynı haksızlıklardan yararlanmalarını amaç edinmeleri yönüyle bakıldığında; bugünkü FETÖ' nün büyüyüp bu duruma gelmesinde bir şekilde rolü olan, baklavasıyla, böreğiyle, tencere tencere yemeği ile veya nakit yardımları, yahut ta sadece çocuğunu vererek katkıda bulunan, söylemleriyle destek olan  aileler çok da iyi niyetli sayılmazlar. Hiç kimse kusura bakmasın. Herkes oturup bu işin bir muhasebesini yapsın.

Bu arada, tam da bu konuyla ilgili bir şiirimi sizlerle paylaşıp konuya devam edeceğim. Şiiri okuyunca bu örümcek ağını daha iyi anlayacaksınız.

 

CENNETİN ÇOĞU SATILMIŞTI

 

Kapkara bulutlar, korkunç patlama ve kıvılcımlarla,

Kızıl kıyamet kopuyordu yukarıda.

Kulakları sağır edip şakıyan bir gökyüzü,

Ve selden ibaret yer arasında,

İliklerime kadar ıslanmıştım,

Siz, daha yoktunuz.

***

Liseli kızlar bile, beyaz yakalı siyah önlük giyerdi,

Forma piyasaya çıkmamıştı henüz.

Kalın, çift örgülü saçları arkalarında,

Evrenin ta? öbür ucuna salarlardı,

Başları bulutlarda,

Tanrı'dan yansıyan nurşen yüzleri,

Kaf dağından su içerdi çoğu.

Tokasından kurtulup uçuşurdu kiminin saçı,

Düzeni bozuk Samanyolu gibi tellerden birkaçı,

Dağılırdı öylesine her? biri bir yana;

Tıncik tıncik, çeçel çeçel.

Anneleriniz, teyzeleriniz, halalarınızdı bir kısmı,

Siz, daha yoktunuz.

***

Kravatı, yakası bağrı dağınık gezerdi orta birler,

Liseli abiler vardı cakalı cakalı yürüyen.

Ellerinde defter ve kitapları,

Öyle ilkokul gibi çanta taşımazlardı;

Liseli olmak, kitaplarını elde taşımaktı o devirde.

Kış günleri akşam ayazında,

Orada burada volta atardı kimi;

Palto giymez, ceketlerinin yakalarını kaldırır,

Elleri pantolon ceplerinde, it gibi titrerlerdi;

Kızlara hava olsun diye akıllarınca.

Canları vücutlarına,

Kanları damarlarına sığmazdı.

Babalarınız, amcalarınız, dayılarınızdı bir kısmı,

Siz, daha yoktunuz.

***

Ablalar, abiler henüz yayılmamıştı.

Cemaatin adı, evleri, yurtları,

Vaaz kürsüsündeki ağlama seansları yeni yeni duyuluyordu.

Kapı kapı deriler, etler toplanıyordu her bayram;

Etlerden çimento, derilerden kalıp yapılıyor,

Sırat köprüsü inşa ediliyordu yavaş yavaş.

Cennetin çoğu satılmıştı;

Altından saraylar, yakuttan hanlar, hamamlar,

Kâinat güzeli huriler kapış kapış ediliyordu.

Bir gün hepsinin ipliği pazara çıkacaktı ama; 

Onlara sorarsanız ohooooh?

Kırklar meclisinde erendi hepsi.

Babalarınız, annelerinizdi belki bir kısmı,

Siz, daha yoktunuz.

-Son-

 

Şahin KARADAĞ (25.01.2017)

          

Az daha unutuyordum. Yurt dışı okullarında okuyan yabancı ülke öğrencilerine öğretilen Türkçe derslerinin de bana göre içi boş. Sonradan öğrendim ki bunlar Türkçe olimpiyatlarına hazırlanan çocuklara belli sözler ve şarkı türkü ezberletip öyle sokuyorlarmış yarışmaya. Devlet görevlilerinden biri, bu çocuklarla oturup karşılıklı konuşmak istediğinizde ne doğru dürüst konuşabildiklerini, ne de söylenenleri anladıklarını belirtmiş.

FETÖ'nün, 2010 KPSS ve 2011 Üniversite Giriş Sınavında çaldığı sorulardan sonra o günlerde bunun son hırsızlıkları olduğunu düşünmüş, bundan sonra böyle bir şeye cesaret edemeyeceklerini düşünerek rahatlamıştık. Meğerse 2012 yılı dahil hırsızlığa her sene az çok devam etmişler, darbe girişiminin hemen arifesinde yapılan 2016 LYS' de ise sınav hırsızlığının dibini bulmuş, 2011'e bile rahmet okutmuşlardı. 2010-2016 yıllarına ait LYS istatistiklerini biraz inceleyenler, bunu kolayca anlayabilirler. 2016 senesinin LYS' sinde sayısal puanlarda ilk 21.000 nci sırada olan bir öğrencinin, net cevaplarıyla, bir önceki yıl 2015'te 12.000 nci sırada olunduğunu söylemem sanırım olayın korkunç boyutunu ortaya koymaktadır. İstatistiki olarak bu iki sınav arasında zorluk farkı olmamasına, hatta 2016 sınavı biraz daha zor olmasına rağmen, iki sayı arasındaki 8.000 den fazla farkın ve 2016'daki bu ani geriye düşüşün sebebi, FETÖ'nün çaldığı sorularla araya sokulanlardan başka ne olabilir?   

Bu kalkışmaya giden süreçteki olaylar, ur yapısının; takiyesi, yalanları, dolanları, haksızlıkları, hırsızlıkları ve yaşanan menfur olay; Atatürk'ün Tevhidi Tedrisat Kanunu'nu devreye sokarak tekke ve zaviyeleri kapatmasının ne kadar isabetli bir karar olduğunun da açık göstergesidir. Türk milletinin, büyük bir kahramanlık göstererek demokrasiye sahip çıkması ve askerin ve iktidarı ve muhalefeti ile sivil iradenin kalkışmaya karşı dik durması ile darbe önlenmiş, ama bu habis ur yapısı yüzünden bir nesil yok olmuştur. Böyle bir tümörün tekrar oluşup vücuda sızmaması ve hadisenin tekrar yaşanmaması için, bu olaydan büyük ders alınmalıdır.      

Kalkışmada şehit olan tüm vatandaşlarımızın şehadeti ve Büyük Türk milletinin zaferi kutlu olsun. Kahramanlık konulu aşağıdaki şiirimi tüm şehitlerimize ve gazilerimize ithaf ediyorum.

Sağlıcakla kalın.             17.07.2017

 

 

 

KAHRAMANLIK NİCEDİR

 

Kahramanlık göğsüne bayrak sarıp,                                 

Siper olmaktır; can feda etmek diye.

Kahramanlık göz kırpmadan saldırıp;

Kim demiş bir daha dönmemek diye.

***

Bak, binlerce fedakâr vatansever,

Al kanlar içinde birçok cengâver.

Döndüler hep gördün mü birer birer;

Tabutlarda, bayraklarla geriye.

***

Ana baba, yardan, kızdan oğuldan,

Hasret kalmaktır belki bir çoğundan.

Kahramanlık bedenini ruhundan,

Ayırıp sılaya dönmek geriye.

***

Gözyaşını silen el, metin haldan,

Bir cami avlusuna giden yoldan.

Kahramanlık evlat, baba ve yardan,

Bir hain kurşunla kalmak geriye.

***

Gâh mermi, gâh bomba vurur her yanı,

Belki bir hastanede durur kanı.

Kahramanlık cephede kurtulup canı,

Eksik bir bedenle dönmek geriye.

***

Yaralı bedeni bayrağa sarıp,

Liman girişinde toprağı yarıp.

Kahramanlık gemiye sessizce varıp, 

Binip bir daha dönmemek geriye.

***

Şahin'in kalemi pek kifayetsiz,

Bunu ifadeye sözler yetersiz.

Kahramanlık o yoldan nihayetsiz,

Ancak bir rüyada dönmek geriye.

-Son-

 

Şahin KARADAĞ (24.01.2016)

Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.