HAYAT KOMPOZİSYONU… 

Giriş…

Gelişme…

Sonuç…

Hayat da böyledir işte; doğum, yaşam ve ölümden ibarettir…

Doğumla birlikte dünya hayatına giriş, yaşamla birlikte gelişme, ölüm ve ölümden sonrası için biriktirilenler de, sonucu teşkil eder aslında…

Bu yüzden insan hayatı bir kompozisyondan tamamen farksızdır…

Ama gelin görün ki, bu hayatı hiç sona ermeyecekmiş gibi yaşayanlar var… Hayatın gelişme kısmını anlam bütünlüğünden uzaklaştırıp, sonuç kısmını koca bir hiçe dönüştüren ve kendi kompozisyonunu kendi eliyle resmen berbat bir hale getirenler var…

Sanırsınız hiç ölmeyecekler…

Sanırsınız cennetten tapulu köşk almış mübarekler…

Gönül kırarlar…

İncitirler…

Kırıp dökerler…

Haram yerler…

Kul hakkı yerler…

Tüyü bitmemiş yetim hakkı yerler…

Yerler de, yerler!

Hem bazıları vardır ki böyleleri arasında; ne eş bilir, ne dost bilir, ne yol bilir, ne yoldaş bilir…

Varsa-yoksa kendi çıkar ve menfaatleridir onlar için önemli olan…

Adam satarlar…

İnsan harcarlar…

İkiyüzlülük ederler…

Ve biliyor musunuz, bunlar münafıklık alametlerindendir üstelik…

Kendi yapıp ettiklerini başkalarının üzerine yıkar ya da yıkmaya çalışırlar…

Kendileri için fedakârlık edenleri, buna bin pişman edip, hiçbir şey olmamış gibi bir de kenara çekilirler…

Vah onların haline ki, vah!

Eyvah ki, eyvah!

Bilseler ölümden sonra başlarına ne geleceğini, vallahi yapıp ettiklerinden ötürü kandan gözyaşı dökerler…

Ama bilmiyorlar işte…

Bilmedikleri için hayat adını verdiğimiz kompozisyonu rezili rüsva ederler…

Yazık…

Çok yazık…