HEY GİDİ ZAFER AĞABEY… 

Zafer Çakır…

Babamızla amcazadedir de aslında, biz onu hep bir ağabey, yakınlığıyla da hep bir arkadaş gibi gördük…

Öteden beri koyu bir Erzurumspor sevdasılıydı…

Ankara’da ikamet ediyor olmasına rağmen canla başla desteklediği Erzurumspor’un hemen her maçı için Erzurum’a gelir, fırsat buldukça deplasman maçlarına da giderdi…

Ve şaşmaz bir ritüeldi bizim için:

Her maçın ardından dakikalarca konuşur, maçın mutlaka bir kritiğini yapardık…

Hani şu son zamanlarda sık sık hakem ve VAR hatalarına kurban edildik ya; bu tarz maçları değerlendirirken kurduğu ilk cümle şöyle olurdu: 

- Gördün mü, bak! Yine küllediler takımın başını…

Evet Zafer Ağabey…

Takımın başını külleyen külledi de, sen bizim yüreğimize hiç küllenmeyecek bir ateşi bırakıp gittin…

“…İnna lillah ve inna ileyhi raci’un”

Hüküm elbette Allah’tan…

Ve hepimiz eninde sonunda ona döneceğiz…

Bu ilahi hüküm doğrultusunda bize düşen eslim ve teslim olmaktır da; insan bazen hakikaten kaldıramıyor bazı yoklukların yükünü…

Ve bazı boşlukları kolay kolay dolduramıyor işte… Tıpkı Zafer Ağabey’in yüreğimizde oluşturduğu yokluk ve boşluk gibi…

 

*

 

57 yaşındaydı…

Sağlam, dirençli, gücü ve kuvveti de yerindeydi üstelik…

Maalesef…

Ve maalesef ki, çağın vebası haline gelen Korona, onu bizden koparıp aldı üç gün önce…

Dedik ya, sık-sık görüşürdük diye, bu yüzden hep tembihlerdi:

-Bak Musa!.. Virüse dikkat edin, (babamı ve annemi kastederek) Behzat abime ve yengeme iyi bakın!.. Aman ha, virüs bulaşır falan, Allah korusun, canımızdan can gider sonra…

Haklıydı…

Hem öyle çok haklıydı ki, bunu bize yaşatarak gösterdi resmen…

 

*

 

Hemen herkeste olduğu gibi, Zafer Ağabey de, halsizlik, ateş ve terleme şikayetiyle gitmişti hastaneye…

Test yaptırmış ve sonucunun da pozitif olduğunu öğrenmişti…

Yine telefonla konuştuk, durumunun iyi olduğunu, yorgunluk dışında bir sıkıntısının olmadığını, hatta bir-iki güne toparlanabileceğini söylemişti…

Şifa diledik, selamlaştık, vedalaştık…

Ahh! Ahh!

Meğer o görüşme, Zafer ağabeyle son görüşmemizmiş…

Fenalaşmış…

Hastaneye kaldırılmış apar topar ve solunum yetersizliği sebebiyle anında entübe edilmiş… Biz ne olup bittiğini anlamaya bile kalmadan, tende taşıdığı can emanetini sahibine teslim edip gidivermiş Zafer Ağabey…

Tamam, hüküm Allah’ındır, gayri buna itirazımız dahi olamaz!

Ne var ki, bir acı var, bir de acı var dostlar…

Bu satırları karalarken hıçkırıklar boğazımızda düğümlense de, zihnimiz bir türlü inanmak istemiyor bu ayrılığa… Telefonumuz her an çalacak ve diğer ucundaki ses Zafer Ağabey’inki olacakmış gibi geliyor…

- Alo! Musa gardaşım neydirsen?

Ve hakikat şu ki:

-Ben ey değilem Zafer abi, heç ey değilem!

 

(Ruhuna rahmet olsun; mekânın cennet, makamın ali olsun güzel insan)