SANAYİ MAHALLESİ 14

Burucuların kiraya verdiği (Endüstri Caddesi üzerindeki) dükkânda Karadeniz Ekmek Fabrikası faaliyet göstermiştir. Burada hem işçi hem işletmeci olarak bir müddet çalışan Mükerrem Ertaş Gemlik’e göç ettikten sonra binayla birlikte fırını 1993’te satın alan Selami Çelik ve oğulları aynı yerde önce “Kristal” sonra “Ülküm” adıyla ekmek fabrikasını işletmişlerdir.

 

Sanayi Mahallesi’nde oturup Şükrüpaşa’da fırın işleten Narman Todanlı Servet Yağcı’yı da anmadan fırıncılar bahsini geçmeyeceğim: Erzurum Ekmek Fabrikası. Sanayi’deki fırıncılar Karaman Kardeşler Ekmek Fabrikasını örnek alarak birleşip şirketleşme teşebbüsünde bulunmuşlardı ama başarılı olamadılar.

 

Hayatın rengi, cazibe merkezi ve dinamiği olan insanlar vardır. Bu insanların ekseriyeti deli doludur. Bunlar yüreklerinde anasır-ı erbaayı (dört element: ateş su, hava, toprak) ve maddenin her halini ortalama insanın üzerinde en doygun şekilde yaşarlar. Bulundukları mahalde hayat, sosyal ilişkiler bu delişmen karakterlerin etrafında döner. Evet, bunlar cesur, atılgan, “deli”; bir o kadar da sezgi, anlayış, hoşgörü ve bilgelikte “dolu” şahsiyetlerdir, boş değillerdir. Anlık düşünebilen; dışa, şekle itibar eden, insanın içini okuyamayanlar deli dolu insanları anlayamaz, fark edemez.

 

İşte Sanayi Mahallesi dendiğinde tam bu noktada akla gelen ilk isim Selami Çelik’tir. Ailesi aslen Tortum Derekapılıdır (eski adı Kishakapı). Dış görünüşü itibariyle bulunduğu muhitin normlarını umursamayan, kendi kurallarıyla yaşayan, dünya işlerini çok önemsemeyen, sesli şamatalı konuşan, sıkça küfürle süslediği sözlerini küfürde geçen anlamların dışında söz sanatı ve ikna edici dil ve üslup olarak kullanan, birden sakinleşip birden öfkelenen, hop oturup hop kalkan, tez canlı, meydan okuyan, öne atılan, herkesin işine koşabilen, ne yapacağı önceden kestirilmeyen, risk almaktan zevk alan, çok cesur; özgün yaklaşımlar, çözümler ve fikirler ortaya koyabilen, sıra dışı, ileri görüşlü, renkli biridir. Bir anda ateş bir anda su kesilen, yerince en havalı yerince de toprak olabilen “cins” bir karakter.

 

Selami Çelik’i yakından tanıyanlar, toplum için yaptıklarına şahit olanlar bilir ki Selami Çelik deli dolu olduğu kadar gönül ehli “düz adamdır”. Zihni ve görgüsü sosyalleşmiş; farklı şehirlerle, muhitlerle ve ortamlarla erken yaşta tanışmış olmanın verdiği özgüven ve rahatlıkla ufku geniş, fikri zengin bir değerdir.

 

1955 doğumlu Selami Çelik köyünde, yaylada fırın yapan iyi bir ustayken şehre göç ettiklerinde amcasının oğlu “Teker İbo” ona bir tabla almış, bir müddet tablacılık yaptıktan sonra tek tekerli ahşap el arabasıyla çarşı pazar gezerek lahmacun satmaya başlamış. 1970’lerde Bursa’da “Fakülte Hastanesi”nde pide-lahmacun lokantası işletmiş. 1970’lerin sonunda Abdurrahim Şerif Beygu İlkokulu’nun bitişiğinde “Cafer Emi’nin Damı”nın yanında lahmacun fırını açmış, Şahmettin’in fırınında çalışmış, Kan köyünde 1980-82 arası fırıncılık yapmış, kısa bir süre de “Yeni Durak”tan içeri girildiğinde Kasacı Abdullah’ın yerinde lokanta işletmiştir.

 

Selami Çelik Türk dönerini Marmaris’te tanıtan usta olarak bilinir. 1984-88 yılları arasında Marmaris’te İngiliz gemisinde aşçılık yapmış, bu gemiyle İngiltere’ye kadar gidip gelmiştir. Marmaris’te bir yarışmada “Adana kebap (beyti kebap)” ile birincilik ödülü almıştır. Marmaris günlerinde ona bir İngiliz kadın âşık olur, Selami Çelik Erzurum’a döndüğünde de sürekli arar ve Selami ağabeyinin peşini bırakmaz. Selami ağabeyi İngiliz kadına  “Beş evladım bir hanımım var, sen bilirsin artık. İster gel ister beni unut.” der ve kadın Selami ağabeyinin peşini ancak bırakır. Bir gün Marmaris’ten eski patronu, eşiyle beraber uçakla Erzurum’a Selami Çelik’in evine gelir, onu Marmaris’e dönmesi için ikna etmeye çalışır ve bir yıllık maaş bedelini aylık maaş olarak teklif eder. Artık Sanayi ile özdeşleşmiş olan Selami ağabeyi tüm teklifleri geri çevirir ve Sanayi’nin terkini vermez. Çalıştığı banka ona Yıldızkent’te bir şube açması için ısrarcı olmuş, o “Sanayi’yi terk edersem Erzurum’u terk ederim, başka mahallede yaşayamam!” cevabını vermiştir.

 

Endüstri Caddesi’nde, “Yeni Durak”a yakın bir dükkânda açtığı “Kebabistan” isimli lokantada Adana, Urfa kebap çeşitlerinin yanında fırında ve güveçte pişirdiği sulu yemeklerinin lezzeti tüm Sanayi esnafını Kebabistan’a çekmişti. 1993’te Burucuların iki katlı binasını satın almış üst kattaki kahvehaneyi Sanayispor’a lokal olarak tahsis etmişti. O, Sanayispor’a tüm varlığıyla hizmet etmiştir. Futbolcuların formalarından, maçlara gidiş gelişlerine, yeme içmelerine birçok masrafını Selami ağabeyi karışlamıştır. Selami ağabeyinin bu iki katlı yapıyı almasının bir hikâyesi vardır. İkinci kattaki oyunlu kahvenin balkon kısmında Selami ağabeyi kebap yapmakta, orada oyun oynayan, vakit geçiren müşterilere dürüm arası kebap satmaktadır. Selami ağabeyinin kebabı sayesinde kahvehanenin müşterisi artmıştır. Kahveci başlangıçta bu ortaklıktan memnunken zaman sonra Selami ağabeyiden yüksek miktarda kira talep etmiş aksi halde mekânını terk etmesini istemiştir. Durumu kabullenemeyen ve öfkelenen Selami ağabeyi iki katlı bu binayı almaya ant içer. 1993’te iki katlı binayı Cafer Burucu’nun babasından satın alır, kahveciyi çıkarır. Alt kattaki fırını da (Karadeniz Ekmek Fabrikası) kiracısı Mükerrem Ertaş’tan 1997’te devralır. Tez canlı ve cesurdur, haksızlığa tahammül edemez. Fırını işlettiği dönem uncuyla problem yaşar, Konya’dan un fabrikasının sahibini Erzurum’a davet eder ve bir tır unu bodrumuna istifler.

 

Fırınından her gün 85 ailenin ekmek ihtiyacını karşılardı. 1990’lı yıllardan itibaren çocuklarıyla Toptancı Avni’den (gıda toptancısı) kamyoneti doldurur, 10 çuval da un atar iki köye dağıtırdı, ertesi yıl dağıttığını iki katına çıkarırdı. Selami Çelik’in sadece Sanayi Mahallesi’nde değil şehir genelinde çok insanın dünyasında hatırı vardı. Gittiği her cenaze evine muhakkak ekmek, çay, şeker götürürdü. Selami ağabeyi zenginleşmişti ve lüks araçlara binmeye özen gösterirdi, İstanbul Türkçesiyle konuşur, çevresini düzgün Türkçeyle konuşmaları konusunda ikaz ederdi. Lüks araçlarını mahalleden düğün arabası yapmak isteyenlerin hiçbirini geri çevirmedi. İyi bir ülkücüydü; ama toplumun her kesimiyle iyi ilişkileri vardı ve insanlara destek olurken siyasi rengine bakmazdı. Selami Çelik’in kendisine mahsus lügati, sözleri vardı. En çok kullandığı sözlerden biri “Parasız adam gereksiz adam!”dı.

 

Coşkun Güveç Dünyası’nın sahibi Ensar Coşkun onun yetiştirdiği fırıncılardandı. Ensar Coşkun da ustası gibi yenilik peşindeydi ve fırında mantar ve et güveç çeşitleriyle işletmesini kısa zamanda şehrin ve ülkenin en önemli mekânlarından biri yaptı. Ensar Bey anlatmıştı. Ensar Bey yeni evlidir, bazı borçları nedeniyle üç günlüğüne cezaevine girmiştir. O sırada evi eşyasıyla beraber yanar. Cezaevinden çıktığında evini onarılmış eşyasını tedarik edilmiş, bulur. Tüm bu desteği veren, eski ustası Selami Çelik’tir.

 

Keresteci Vahdet iflas etmiş. Selami ağabeyi onu teselli ederken Selami ağabeyinin oğlu Rahmi bir çeki ödemek için hatırı sayılır miktarda parayla bankaya giderken, babası parayı Rahmi’nin elinden alıp Vahdet Usta’ya vermiş. Rahmi’nin anlattığına göre o gün çekin son günüymüş üstelik. Kendi derdinden çok başkasının derdine yanan, yardımına koşan adamın adıdır Selami Çelik.

 

Bir keresinde de Selami ağabeyimiz 250 marka (Eski Alman para birimi “Deutsche Mark”) aldığı lüks saate Kombina’dan emekli Antika Turan 3 bin mark verince ona demiş ki: “Satacaksan vermem!” Antika Turan da satacağı için almamış. O lüks saat tüm Sanayi’nin dilindedir. Bir gün Hasan Eminin kahvesinde Selami ağabeyi uyurken saati kolundan birisi çıkarıp almış, çalmış yani. Oğlunun demesi o ki: Saati alanı biliyordu ve bize bile söylemedi hiç.

 

Bir gün kahvehanesinden kömür çalındığını fark etmiş. Kahvehanenin arkasından kömürleri çalanları izlemiş; ama ses çıkarmamış. Soranlara “İhtiyacı var ki çalıyor, bırakın götürsünler!” demiş.

 

Selami ağabeyi ev yapana, araba alacak, yuva kuracak olana, düğünü cenazesi olana yardım ederdi. Hatta kendisinden keser onlara verirdi. Yoksul ve gariban babasıydı. Boşanma aşamasındaki çiftleri, kan davalılarını barıştırırdı, onun sözü üzerine söz olmazdı. Çok sigara içerdi, sesi hırıltılıydı. İkindiden sonra sesindeki hırıltı kaybolurdu. Prostat kanseri olmuştu, doktora gitmeye utanırdı ve sık sık “Adam gibi yaşadım adam gibi öleceğim!” der tedavisini ertelerdi.  Yirmi beş sene ehliyetsiz araç kullanmıştı ve tek bir trafik cezası almamıştı. Ahir ömründe ehliyet almıştı. Arabalar içinde “Skoda SüperB”yi başka severdi.

 

Selami ağabeyinin bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi, sıra dışılığı, paraya önem vermemesi, herkesin derdine koşması nedeniyle “ortalama insanlar” ona (har vurup harman savurduğunu düşünerek) “salak” lakabını takmıştır. O mahallelinin hafızasında “Salak Selo”dur. Selami ağabeyi kısa boyu, her zaman düşük pantolonu, pantolonun ayak bileğine yığılmış paçaları, belinden çıkmış ve pantolonunun arkasına sarkmış gömleği, ağzında sigarası, elinde tespihi, topuklarına bastığı iskarpinleri, düşük omuzları ve sinirli görünüşüyle nev-i şahsına münhasır biriydi, tipi tam bir karikatürdü. O, kahvehanede her zaman bir ayağını kırıp altına alır otururdu ki bu oturuşa mahalleli hâlâ “Selo oturuşu” der. O kendisini Müslüman, Türk, Erzurumspor ve Fenerbahçe kelimeleriyle özetler. Selami ağabeyi kuş sevdalısıydı ve vefat ettiği gün 600 güvercini vardı. Kuş sevdası, yetiştirdiği çıraklara ve oğullarına da yansımıştır. Ensar Usta, Coşkun Güveç Dünyası’nın tavan arasında, çocukları fırının çatı katında güvercin beslemeye devam etmektedir.

 

İlhami, Rahmi ve Taner isminde üç oğlu ve iki kızı vardı. Bir kızı ve oğlunu hafız yapmış 2011’de Hac’a gitmiş ve 2019’da, 14 Haziran’da, doğum gününde kalp krizinden vefat etmiştir. Erzurum’un gördüğü en kalabalık cenaze namazlarından biridir onun namazı. Cenazesi Sanayi Siteler Camii’nden kaldırılmıştır. Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun. Evlatları babalarının izinden gitmekte ve hayır hasenat işlerinde güçleri yettiğince gayret göstermektedirler.

 

GEÇMİŞ OLSUN: Erzurum'un marka değerlerinden, nâmı ülke sınırlarını aşmış Coşkun Güveç Dünyası 23 Nisan’da, gece yarısında kundaklama sonucu çıkan yangında tamamen yanarak büyük hasar görmüştür. Bu mübârek ayda, tek tesellimiz herhangi bir can kaybı yaşanmamış olması... Rabbim beterinden korusun. Başta Ensar kardeşim olmak üzere Coşkun kardeşlere, bu güzide mekânın müdavimlerine ve sevenlerine geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, en kısa zamanda bu mekânın eski günlerinden daha şık bir şekilde hizmete devam edeceğine inanıyorum. Rabbim yardımcıları olsun.

Geçmiş olsun.