Bu Bir Dizi Değil, Bu Bir Zehir...

Herkes ekonomi konuşuyor.

Ama kimse şunu konuşmuyor: Bu ülkenin gençliği ekrandan zehirleniyor.

Silahı olan güçlü, bağıranı haklı, vurup kıranı “adam” yapan bir dil pompalanıyor.

 

Sonra şaşırıyoruz:

Bu çocuklar neden öfkeli?

Neden sabırsız?

Neden her meseleyi şiddetle çözmeye meyilli?

Çünkü onlara sürekli aynı masal anlatılıyor.

“Yeterince sert olursan kaybetmezsin.”

“Düşmezsen sorun yok, düşersen içeride bile itibarın var.”

Oysa hayat böyle değil.

Cezaevi bir film platosu değil.

Orası pişmanlığın, yalnızlığın, geri dönmeyen yılların adresi.

Ama ekran başka bir şey söylüyor.

Ekran yalan söylüyor.

Bu yalanı kim üretiyor, kim yayıyor, kim onaylıyor?

Asıl soru bu.

Eğer bu gidişe dur denmezse, yarın konuşacağımız şey ne ekonomi olur ne siyaset.

Sadece “nerede yanlış yaptık” olur.

Ama o zaman çok geç olur.

 

 

Bir ülkede diziler bu kadar serbestse, sorumluluk da bir o kadar ağırdır.

Her sahne masum değildir.

Her hikâye “sanat” değildir.

Her yayın, sadece reyting meselesi hiç değildir.

Gençlere suçun cazip, şiddetin çözüm, cezaevinin sıradan gösterildiği sahnelere kim izin veriyor?

Kim “olur” diyor buna?

Cezaevini ağa-bey mekânı gibi sunmanın, ölümü sıradanlaştırmanın, silahı meşrulaştırmanın sonuçlarını kim hesaplıyor?

Soruyorum:

Bu sahneleri onaylayanlar hiç mi bir gencin gözünden bakmıyor?

Hiç mi “benim çocuğum bunu izlese ne olur” diye düşünmüyor?

Eğer düşünülmüyorsa, ortada büyük bir kopukluk vardır.

Toplumla, hayatla, gerçekle…

Cezaevi yaparak bu iş çözülmez.

Çünkü sorun suç değil, suçu normalleştiren zihniyettir.

Ve bu zihniyet, ekrandan beslenmektedir.

 

 

Çocuklarınızı koruduğunuzu sanıyorsunuz.

Okula gönderiyorsunuz, üstünü başını düşünüyorsunuz, geleceğini planlıyorsunuz.

Ama akşam olunca, televizyonu, tableti, telefonu açıp onları başka bir dünyaya teslim ediyorsunuz.

O dünyada ne var biliyor musunuz?

Şiddet var.

Güç tapınması var.

“Adam olmak” diye sunulan bir kabalık kültürü var.

O çocuklar izliyor.

Sessizce izliyor.

Ve farkında olmadan öğreniyor.

Sonra bir gün bir söz sert geliyor, bir bakış sinir bozuyor, bir problem yumrukla çözülüyor.

Şaşırıyorsunuz.

“Bizim çocuk böyle değildi” diyorsunuz.

Ama şunu unutuyorsunuz:

Çocuk sadece sizinle büyümez.

İzlediğiyle de büyür.

Bu yüzden mesele sadece dizi değil.

Mesele sadece film değil.

Mesele, neyi normal saydığımız.

Eğer buna birlikte dur denmezse, yarın çocuklarımızı değil, pişmanlıklarımızı büyütürüz.