Feridun Hoca’nın ardından…

30 seneden fazla olmuştur ismini ilk kez duyuşumun…
“Feridun Hoca” derlerdi; matbuat ve mürekkep kokusuyla iç içe çalıştığım dönemlerdi… 
Rahmetli amcam Necati Çakır, selametlik babam Reşat Çakır, hem amca oğullarım ve hem de gazetecilikle iştigal eden büyüklerim Yakup Çakır, İsmail Çakır ve Necdet Çakır’dan sık sık duyardım bu ismi: 
Feridun Fazıl Özsoy…
Hafızam beni yanıltmıyorsa; Doğu Anadolu Gazeteciler Cemiyeti’nin yine bir seçim süreciydi… 
Ben de işte o dönemde tanışmıştım Feridun Hoca ile…
Samimi…
Sevecen…
Cana yakın…
Sonraki yıllarda zaman zaman teşriki mesaimiz de oldu, iş birliğimiz de… 
Mesleki açıdan karşı karşıya geldiğimiz de oldu, kimi zaman ittifak ettiğimiz de…
Sorsalar ki: 
“Feridun Hoca’nın sende çağrıştırdığı ilk şey nedir?” diye, şunu rahatlıkla ifade edebilirim ki; hüznün de, kederin ve sevincin de değişmeyen tek ortağıydı…
Başarılı bir meslek büyüğüydü…
Sektörün sorunlarını, beklentilerini ifade etme noktasında oldukça mahir, camiamızı ve şehrimizi temsil açısından oldukça kabiliyetli bir şahsiyetti…
Son yılları hastalık mücadelesiyle geçti…
Nitekim her canlı gibi o da kendisine biçilen ömür vadesini doldurdu ve aramızdan ayrılıp gitti…
Bir Feridun Hoca geçti bu dünyadan…
İyisiyle-kötüsüyle, emeği, gayreti ve çabasıyla nice yaşanmışlık, nice hatıra ve nice anısıyla bizleri baş başa bırakıp gitti…
Üzgünüz…
Hem de çok üzgünüz…
Kelimeler kifayet edecek olsa; bu mahzun halimizi sayfalar dolusu yazardık belki ama yazık ki, sözün bittiği yerdeyiz…
Rahmet olsun…
Allah ailesine ve yakınlarına sabırlar versin…
Ne diyebiliriz ki daha başka?
Bizim de ardımızdan yazanımız, çizenimiz ve son nefesimizle edeceğimiz vedayı hüzün bilenlerimiz olsun inşallah…