İsrail'in, Gazze ablukasına karşı yola çıkan Küresel Sumud Filosu'na uluslararası sularda gerçekleştirdiği saldırıya ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı. Aralarında İngiliz, Suudi Arabistanlı, Faslı, Türk, Tunuslu ve Ürdünlü aktivistlerin de bulunduğu 59 kişi, İsrail devletinin alıkoyma sürecinde sistematik insan hakları ihlallerine maruz kaldıklarını belirtti.
FİZİKSEL VE PSİKOLOJİK İŞKENCE İDDİALARI
Aktivistlerin ifadelerinde, İsrail'in açık denizlerde gemilere baskın yaparak sivillere yönelik fiziksel ve psikolojik işkence, yağma, zorla belge imzalatma ve diplomatik hakların gasp edilmesi gibi uluslararası hukuku çiğneyen eylemlerde bulunduğu vurgulandı. Bu ifadeler, İsrail'in devlet eliyle ırkçılığı ve İslamofobi'yi kurumsallaştırdığını da ortaya koydu.
SALDIRILAR VE SONRASINDA YAŞANANLAR
Yeni Şafak Gazetesi İnternet Yayın Yönetmeni Ersin Çelik, gemilerinin iki gün üst üste taciz edildiğini, üçüncü gün ise bombalı saldırıya uğradığını ve ana yelkeninin yandığını aktardı. Girit açıklarında İsrail gemisinin de bulunduğunu belirten Çelik, daha sonraki tacizlerin genellikle geceleri olduğunu ve 1 Ekim akşamı yaklaşık 20 savaş gemisinin kendilerine doğru geldiği bilgisinin ulaştığını söyledi. Saat 02.40'ta İsrail askerlerinin gemilerine çıkarma yaptığını, diğer gemilere tazyikli, kimyasal içerikli su sıktıklarını ve uzun namlulu silahlarla içeri girdiklerini ifade etti. Çelik, kendilerine yönelik etnik kimlik hakaretlerine maruz kaldığını ve pasaportundan Türk olduğunu anlayıp Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'a küfür ettiklerini belirtti. Sıvı ihtiyaçlarının dahi karşılanmadığını, kendi artıklarını içmeleri için verildiğini aktardı. Cezaevine sevk sırasında ise gözlerinin bağlandığını, eşyalarının verilmediğini ve sadece tişörtle çok soğuk bir araçta 6 saat boyunca yalnız bırakıldığını, telsizle taciz edildiklerini söyledi. Cezaevinde ise gözleri bağlı şekilde çırılçıplak soyularak üst araması yapıldığını, 24 saat kaldıklarını, 8 kişilik koğuşlara 10-12 kişi konulduğunu, su verilmediğini ve iki kez yemek verildiğini belirtti. Televizyon programcısı Bekir Develi de uluslararası sularda yapılan baskının ardından fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kaldığını, uzun süre aç ve susuz bırakıldığını, namaz kılmalarına dahi izin verilmediğini ve güneşin altında saatlerce yüzleri betona bakacak şekilde bekletildiklerini ifade etti. Tunuslu Abdallah Mesaaoudi, gemiden indirildikleri andan itibaren sistematik işkenceye maruz kaldıklarını, 20 saat boyunca elleri ve gözleri bağlı şekilde bekletildiklerini, tuvalet, su, yemek verilmediğini ve hayvanların bile taşınmayacağı bir araçtaki kafeslere konularak cezaevine götürüldüklerini söyledi. Mesaaoudi, uyutmamak için köpeklerle baskın yapıldığını ve cezaevinde kötü muamele gördüklerini belirtti. 33 yaşındaki Mesut Çakar, karaya çıkarılırken ters kelepçe ile sıcak asfaltın üzerinde yüzüstü yatırıldıklarını ve arkadaşının kolunun kırıldığını aktardı. Taigete gemisinde bulunan Haşmet Yazıcı, bağdaş kurup başlarını kaldırmamalarının istendiğini, yaşlıların saatlerce secde pozisyonunda bekletildiğini ve polislerin tekme atarak kafalarını yere bastırdığını söyledi. Faslı Ayoub Habraoui, tokatlandığını, sırtına silah dipçiğiyle vurulduğunu ve 300 dolarının İsrail polisi tarafından çalındığını belirtti. İngiliz aktivist Evie Rose Snedker, kadınlara uygulanan cinsel şiddeti anlatarak, dedektörle ararken aynı zamanda çıplak arama yapıldığını ve bulundukları cezaevi odasının çok sıcak ve kalabalık olduğunu ifade etti. Ürdünlü Abdullah Yonuis Muhammed Ghabbash ise cezaevinde 2 gün boyunca uyutulmadıklarını, su ve temel ihtiyaçlara ulaşamadıklarını ve zorla belge imzalatılmak istendiğini söyledi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın başlattığı soruşturma kapsamında, İsrail'in gerçekleştirdiği eylemlerin "insanlığa karşı suç" kapsamına alınması ve Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne taşınması yönünde diplomatik süreçlerin de başlatılması bekleniyor.

