Bir teşvik gerçeği

Yayınlanma : 03 Kasım 2026 08:40

İş dünyasında değişmez kuraldır: 
Yaşam döngüsünün devam etmesi için oksijen ne kadar gerekliyse, özel sektörün ayakta kalıp katma değer üretebilmesi için de bir o kadar teşvik gereklidir… 
Kaldı ki, teşvik sistemi yeni bir yöntem değildir; bundan yıllar yıllar öncesinden beri uygulanagelmiş bir cazibe faktörüdür…
Misal, Türkiye’de ilk teşvik yasası, Cumhuriyet’in ilanından sadece 4 yıl sonra yürürlüğe girmiştir… 
Yani dememiz o ki; ekonomik gelişimi mümkün kılabilecek, yeni iş sahaları açılmasında etkin rol oynayabilecek enstrümanların başında gelmektedir teşvik sistemi… 
Sorsanız ki; 
-Türkiye’de bu sistem işe yaramış mıdır!
İşte bu soruya maalesef “evet” diyebilecek rahatlıkta değiliz…
Zira sulandırdık tüm teşvikleri…
Kaş yapmaya çalışırken, sırf siyasi saiklerle göz çıkarttık… 
Teşvikleri hedefinden öyle saptırdık, mecraından öyle bir çıkarttık ki, neredeyse ülkenin tamamına teşvik uyguladık…
Siz bakmayın şimdi teşvikleri bölge bölge ayırdığımıza; onu bile rayına tam olarak oturtamadık…
Hep bir eksik, hep bir yanlış, hep bir eğri…
Şöyle adam akıllı, hedefi 12’den vurabilecek, şişi de, kebabı da yakmayacak bir teşvik yasası çıkartamadık!
Hoş kötü niyetten mi?
Elbette değil…
Hatayı biz teşviklerin asıl muhatabı olanlara kulak vermeyerek yaptık!
Sormadık!
Ne istediklerini, ne beklediklerini, esnafın derdini tasasını hiç merak etmedik…
Ankara her şeyi herkesten çok iyi biliyor ya; bu tip stratejik düzenlemeleri bir avuç tuzu kurunun insafına terk ettik…
Olmadı işte, olmuyor ve bu yaklaşımla da olmayacak! 
Ekonominin patron köşkünde oturanlar, hangi ile, hangi ilçeye ve hangi sektöre nasıl bir teşvik gerekir sorusuna samimi biçimde cevap aramadıkları sürece beklentiler hep yarım kalacak…
Erzurum mu?
Hep yarımdı, hep yarım kaldı…
Hem çok şey istemiyoruz ki!
Erzurum’u yine Erzurum’a sorsunlar yeter!